entry'ler (19)

başlık listesine taşı
  • yeniden yazar olunsa alınacak nickler

  • fokur fokur yazarlarından hikayeler

    balkonda oturmuş ayın denize vuran akislerini seyrediyordu. sahilde toplanmış, gitar çalıp eğlenen birkaç genç sayılmazsa sakin bir yaz akşamı denebilirdi. elindeki kadehe baktı. bir-iki yudum şarap kalmıştı. bitirmemek için minik yudumlar alıp şarabın tadını son damlasına kadar çıkarmaya çalışıyordu. kalkıp yenisini alsam, dedi kendi kendine. ama akşam oda servisi ile gelen şişe çoktan yarıyı geçmişti. devam ederse sarhoş olabilir, sabah yetişmesi gereken toplantıyı kaçırabilirdi. " hadi kızım" dedi kendi kendine, " bu toplantıyı kaçırırsan otel köşelerinde sürünmenin ne anlamı kalır ki"

    şu can sıkıcı iş seyahatleri. ne vardı ki finans uzmanı olacak? borsa hareketleri, şirket ekonomisi, bilançolar, sonra ihaleler ve seyahatler... oysa o hep hostes olmak istemişti. "ne var canım" demişti annesi bir keresinde. " hostes olmak istemiyor muydun? bak ne güzel, böyle de geziyorsun. hem hostes olup napacıktın ki, şimdi en azından bir kariyerin var. rahmetli baban iyi yaptı seni zorla iktisada göndermekle. sana kalsa..." annesiyle defalarca tartışmış, artık yorulmuştu. zaten artık senede bir kere, o da bayramlarda görüşüyorlardı. ayrı eve çıktığından beri, yılların intikamını alırcasına koptu hayatta kalan son bağından.

    yıldızlara bakarken gördüğü uçağı gözleriyle takip ederken yine annesini, hosteslik hayallerini düşündü.
    sonra yavaşça kalktı. o kadar şaraptan sonra duş iyi gelecekti.

    banyoya geçip üzerindekileri çıkarmaya başladı. dışarıda bunaltıcı bir sıcak vardı. sıcak suyu açmaya gerek duymadı. küvetin giderini kapatıp suyun doluşunu seyretmeye başladı. çeşmeyi kapattıktan sonra ayağa kalktı, üzerindeki son çamaşırları da çıkardı ve sol ayağını küvete soktu. hava sıcak olmasına rağmen su önce soğuk geldi. ürperdiğini hissetti. sonra öbür ayağını da attı ve yavaşça oturup küvete yerleşmeye başladı. soğuk su bedenini kapladıkça ürpermeye, garip bir heyecan duymaya başladı. çıplak vücudunu suyun içinde hareket ettirmeye, suyun yarattığı basıncı vücudunun her yerinde hissetmeye çalıştı. birkaç dakika içinde bedeni suya alışmış, rahatlamaya başlamıştı. kafasını geriye yasladı, gözlerini kapattı ve sessizliği dinlemeye başladı. çeşmeden küvete damlayan suyun sesinden başka ses yoktu. "tanrım" dedi, "bundan daha güzel bir an olamaz"

    tam da bunu söylemişken dışarıdan gelen sese kulak verdi. kapı çalıyordu. "allah kahretsin! rahat yok mu bana?" aceleyle ayağa kalkıp küvetten çıktı. vücudundan akan sular yerde minik birikintiler oluşturuyordu. havluyu alıp göğüslerinin üzerinden bedenine doladı. banyodan çıkıp kapıya doğru ilerledi. kapı hala çalıyordu. "tamam, tamam geldim. bu ne ya akşam akşam!"

    kapının arkasına geçti ve açmadan seslendi:

    - kim o?
    - kapıyı açar mısın? konuşmak istiyorum
    - hayır açamam. birincisi müsait değilim. ikincisi müsait olsam bile seninle görüşmek istemiyorum. git buradan tamam mı?
    -- sadece konuşacağım, lütfen!
    -- sana defol dedim! eski sevgilimle iş seyahati yeteri kadar sıkıcı. fazla uzatmayalım istersen. git buradan git!
    -- oda görevlisinden pass anahtarını aldım. biraz rüşvetle zor olmadı. açmazsan kendim girerim ve bu senin için pek hoş olmaz. şimdi kapıyı aç. sana sadece konuşacağız dedim.
    - naptım dedin?
    bir anda sinirden tüm vücudunun ürperdiğini hissetti. blöf yapıyor olamazdı. çünkü böyle çılgınlıklar yapmak onun için basit şeylerdi, ve aldım diyorsa anahtar mutlaka elinde olmalıydı. hışımla kapıyı açtı.

    - ne istiyorsun?
    - aman allahım. böyle karşılanacağımı bilseydim daha önce gelirdim! vay canına, muhteşemsin!

    anahtarı duyunca banyodan havluyla çıktığını unutmuş, kapıyı açıvermişti. şimdi daha çok sinirlenmiş ve kulaklarına kadar kızardığını hissetmeye başlamıştı. şaşkınlığını belli etmemeye çalışarak toparlamaya çalıştı.

    - beni ilk kez çıplak görmüyorsun. gevezeliği bırak soruma cevap ver. ne istiyorsun?
    - aslını istersen...

    bir anda içeriye girip kapıyı kapattı. ve cümlesini tamamladı:

    - seni.
    - çıldırmış olman lazım. çık dışarı. çok fena olur çık!
    - niye? na'parsın?
    - tamam, sen istedin. güvenliği arıyorum.

    karyolasının baş ucundaki telefona doğru ilerledi. ama adam ondan çevik davranmıştı. arkasından atılmasıyla belinden kavraması bir oldu. genç kadını kendine doğru çekip yatağa sürükledi. kadın kıvranıyor, adamın elinden kurtulup telefona ulaşmaya çalışıyordu.yatağın üzerinde bir süre boğuştular. kadın direniyordu ama, adamın teninin sıcaklığını hissettikçe direnci kayboluyordu. beyni istemiyorum diyor, vücudunun tüm azaları bu fikre muhalefet ediyordu. adam kulak memelerini emiyor, "direnme" diyordu. "sen de istiyorsun, kabul et." kadın adamın ağır vücudunun altında boşuna debeleniyor, adama değil, en başta kendi vücuduna söz geçiremiyordu. dişlerinin arasından hırsla çıkan istemiyorumlar, yarı isterik yalvarmaklı " yapma" lara dönüşüvermişti.

    adam son bir hamleyle havluyu çekip aldı. çırılçıplak kalmıştı. garip bir şekilde artk direnmediğini fark etti. adamın dudakları dudaklarını emiyor, elleri vücudunda dokunulmadık yer bırakmıyordu. kendi ellerinin adamın vücudunda gezdiğini farketti. içtiği yarım şişe şarabın da etkisiyle artık takatsiz kalmıştı. adamın dokunuşları ve kulağına fısıldadığı kışkırtıcı sözler kadını çoktan çileden çıkartmıştı bile. hızla adamın gömlek düğmelerini çözmeye başladı. baştan üç düğme çözdükten sonra gömleği tutup adamın boynundan çıkardı. kemerini çözmeye çalışırken bir taraftan da adamın vücudunda dudaklarına denk gelen heryeri öpüp emmeye başladı. genç adam da artık son sınırındaydı. telaşla pantolonunu çıkardı. artık geriye dönüş de, bunu isteyen de yoktu. kadının elerini tek eliyle tutup başının üzerine getirdi ve boynunu öpmeye başladı. yavaş yavaş aşağıya inerken, kadın artık "yapma" bile demiyordu. sadece kendini bırakmış, yaşadığı zevki sonuna kadar içmeye başlamıştı. adam bacaklarıyla yavaşça kadının bacaklarını araladı ve kadının içine girdi. genç kadın bunu hissettiğinde " ahhh" diyebildi sadece. öyle derin nefes alıp veriyordu ki, adam kadının bu kendinden geçmiş hali karşısında iyice aşka gelmiş, hamlelerini sertleştirmişti.

    şimdi intikam zamanıydı. biraz gidip geldi ve kadının içinden çıktı. "noldu" dedi genç kadın, "neden bıraktın?"
    - deminden beri istemiyorum, git demiyor muydun? istediğin oldu, gidiyorum.
    - anlamadım?
    - anlamayacak ne var? gidiyorum dedim.
    kadın şaşkına dönmüştü. ayağa kalkıp giyinmeye başlayan adama döndü:
    - hayır gidemezsin! beni bu halde bırakıp gidemezsin!
    - halinde ne var?
    - gidemezsin dedim! buraya gel hemen.
    adamın yüzünde alaycı bir gülümseme belirmişti.
    - yapma ya! daha 10 dk. önce kovuyordun beni? noldu? beni ne sandın sen? gel deyince gel, git deyince git. çok istiyorsan sıra sende, yalvar bakalım!!!

  • fokur fokur yazarlarının şiirleri

    gel, gidelim.
    çantamdakiler ikimize de yeter.
    gidelim umudumuzu sırtlanıp,
    olmak zorunda olduğumuz değil,
    olmak istediğimiz yere.
    en azından denemedik demeyiz.

    gel, gidelim.
    utangaç bir gülümseme,
    sıcak bir dokunuş yeter bize.
    gidelim, gidelim işte.

    gel, gidelim.
    doğan güneşi kucaklarız hem,
    başını okşarız yalan görmemiş çocukların.
    aşkı anlatırız onlara,
    imkansızı.

    gel, gidelim.
    gidelim işte.

  • fokur fokur'un fokurdaması

  • ders bitmek üzereyken hocaya soru sorup tip

    tam hoca anlatacağı şeylerin bittiğini hissettiren hareketler yapmaya başlamışken ve "bugünlük bu kadar" demek üzereyken okkalı bir soru sorarak insanı çıldırtan öğrencidir. halbuki birkaç saniye daha beklese sınıf dağılmaya başlamış olacak ve kendisi de "dersten sonra soru soran tip" sıfatına bürünecek.

  • fokur fokur spor servisi

    bıkmadan,usanmadan spor haberlerini pek değerli fokur fokur yazarları'na ulaştıran kişilerden oluşan bir servis. fokur fokur servisleri'nin vazgeçilmezlerindendir.

  • fokur fokur servisleri

  • fokur fokur sıkma haber servisi

    fokur fokur yazarlarının yüksek traj uğruna popolarından uydurdukları asparagas haberlerini sunan servis.

    (bkz: fokur fokur servisleri)

  • biten ilişki ardından hasar tespiti yapmak

    kırılan kalbi en yakın rus'a götürerek yapılır. eğer canınız çekmezse daha çok çekiceğiniz var demektir. her anlamda çok çekeceğiniz var demektir hemde.

  • gülmekten yarılan insan

    ağzıyla gülse çenesi ayrılan, götüyle gülse götü yarılan insandır. hayatında nadir karşılaştığı komiklerden birine denk gelmiştir ya da sinirleri bozulmuştur, boş boş da gülüyo olabilir. delidir belki ya da manyak piskopat falan. *

  • dosya kopyalarken kendinden geçen windows

    dosya kopyala işleminin başlamadan bitmesidir. windows hapishanedeki insan gibi günleri sayar ve hesaplar.

    bazen 25 saat, bazen 458 gün, bazen de 3816 gün sürer bu işlem. tabiki iptal edilir...

  • sürekli açık olan bilgisayar

  • fokur fokur haber servisi

    türkiye'de ve dünyada olan önemli gelişmeleri biz sevgili fokur fokur yazarlarına aktaran servis.

    (bkz: fokur fokur servisleri)

  • büyüdükçe değişen müzik zevki

    kafanın kaldırma kapasitesine göre değişendir. ortaokul zamanlarında çelik, backstreet boys dinleyen bünyeler lise zamanında metal tarzlarına, üniversite yıllarında rock ve türleri, mezun olunca da daha yumuşak şeylere döner. demek oluyor ki artık kafa kaldırmaz bazı türleri. yaşlanıyorsun farkında mısın ?

  • yağmur yağarken dinlenebilecek şarkılar

/ 2 »